blank

10 maddede yeni iç güvenlik paketi nedir? Ne değildir?

Son günlerde dillerden düşmeyen iç güvenlik paketi nedir?

Mecliste tokmaklı çekiçli kavgalara sebep olan ve AKP’nin inatla geçirmek istediği iç güvenlik paketi yasası neden bu kadar önemli? Bütün hukukçular ve siyasi partiler neden bu kadar karşı çıkıyor? 10 maddede işte bu iç güvenlik paketinin ne olduğu ve minik açıklamalar ile neden istenemdiği!

 

1. Aramalar kolaylaştırılıyor

14 Ekim yasa teklifinin en önemli unsurlarından biri, Ceza Muhakemesi Kanunu’ndaki (CMK) şüphelilerin üstünün, konutunun, işyerinin aranma şartlarını düzenleyen 116. Maddesindeki şartları yumuşatması. Yasanın mevcut halinde bu yönde bir arama kararı çıkarılabilmesi için ‘suç delillerinin elde edilebileceği hususunda somut delillere dayalı kuvvetli şüphe’ olması gerekiyor. Teklif ile ‘somut delillere dayalı kuvvetli şüphe’ yerine ‘makul şüphe’ yeterli sayılıyor. Yani polisin gözü sizi tutmaz yada canı sıkılırsa sizi üst aramasına sokabilir hatta donunuza kadar soyabilir.

2. Avukatların soruşturma dosyasına ulaşım hakkı yeniden kısıtlanıyor

Kanun teklifi ile getirilen bir diğer önemli değişiklik de avukatların soruşturma evrakına ulaşım hakkına yönelik. Mevcut CMK’nın 153. Maddesi gereği savunma hakkının bu önemli parçası sınırlanamazken, teklif ile, ‘soruşturmanın amacını tehlikeye düşürebilecek’ durumlarda bu hakkın sınırlanabileceği öngörülüyor. Bu adım da tıpkı arama konusunda olduğu gibi Şubat 2014 öncesine dönüş içeriyor. Şubat 2014’ten önce tam da bu yönde bir sınırlama CMK’da bulunuyordu ve verilen keyfi sınırlama kararları savunma hakkını ciddi biçimde ihlal ediyordu. 17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmaları ile bu ihlallere aniden ilgi duymaya başlayan hükümetin ilgisi artık tükenmişe benziyor.

3. Soruşturma sırasında ‘elkoyma’ yetkisi genişletiliyor

14 Ekim teklifi, CMK madde 128’te düzenlenen, soruşturma sırasında şüpheli veya sanığın taşınmazlarına, alacaklarına ve genel olarak haklarına el koyma tedbirinin uygulama alanını genişletmeyi amaçlıyor. Bir başka deyişle daha hakkında hüküm bulunmayan kişilerin mal varlıklarına bir soruşturma veya devam eden yargılama nedeni ile tedbir konulmasını kolaylaştırıyor. Bu demektedir polis şüphelendiği yada hakkında şikayet olan kurum ve kuruluşları istediği gibi didik didik edebilecek ve hiçbir gerekçe göstermesi gerekmeyecek.

4. Dinleme, gizli soruşturmacı kullanma ve teknik takip yetkileri genişletiliyor

Teklif ile Türkiye’nin gündeminden hiç düşmeyen telefon dinlemeleri yeniden tartışma konusu olacak gibi gözüküyor. Aynı yukarda özetlenen ‘elkoyma’ durumunda olduğu gibi, tüm telekomünikasyon iletişiminin takibi (CMK 135), gizli soruşturmacı atanması (CMK 139) veya teknik takip yapılması (CMK 140) gibi tedbirlerin uygulanabileceği suçlar listesi genişletiliyor. Anlayacağınız artık bir soruşturma kapsamında telefonunuzun dinlenmesi, mesajlarınızın takip edilmesi, işyerinizin dinlenmesi, polis tarafından takip edilmeniz daha kolay hale geliyor.

 

5. Kamu görevlisine yan gözle bakan yanacak

Teklifin bir diğer ilginç adımı ise Türk Ceza Kanunu madde 106’te düzenlenen tehdit suçuna getirdiği değişiklik. Teklif yasalaşırsa, eğer tehdit fiili bir kamu görevlisine karşı ‘yerine getirdiği kamu görevi nedeniyle’ işlenirse bu durum ağırlaştırıcı bir neden sayılacak ve iki yıldan beş yıla kadar hapis cezasına hükmedilebilecek. Dr. Gülşah Kurt’un da belirttiği üzere zaten memura karşı mukavemet müessesesi ile korunan kamu görevlileri bir de bu ağırlaştırılmış tehdit kalkanına kavuşacak.

Bu yeni düzenleme aklımıza hemen Fevziye Cengiz olayını getiriyor. Cengiz 2011 yılında İzmir Karabağlar Polis Merkezi’nde dört polis memuru tarafından feci şekilde dövüldü. Durumu özel kılan ise bu sefer işkence görüntülerinin medyaya sızması oldu. Devam eden yargılamada dayağı atan polis memurları için savcı bir (evet 1) yıl, dayağı yiyen Cengiz için ise 8 yıl hapis talebinde bulundu! Savcıya göre polislerin dayağı işkence değil iken, Cengiz hem onlara hakaret ettiği hem de direndiği için 8 yıla kadar ceza almalıydı. Ne de olsa dayak atan polis memurları akabinde makul bir doktor bulmuşlar ve ‘kollarının ağrıdığına’, ‘elleri çizildiğine’ dair rapor dahi almışlardı.

 

6. Polisin olaylara müdahale yetkisi arttırılacak

Başbakan Yardımcı Bülent Arınç’ın verdiği müjdelerin başında polisin olaylara müdahale yetkisinin artırılması geliyor. Yeri geldiğinde göstericiyi doğrudan hedef alarak gaz fişeği atacak, göstericileri doğrudan hedef alarak ateş edecek ve bunlara rağmen her daim cezasızlık zırhı ile korunacak, hakkındaki soruşturmalar yargılamalar hep sürüncemede bırakılacak kadar özgür olan güvenlik kuvvetlerimiz daha ne kadar özgürleştirilecek şimdiden kestirmek zor. Biraz daha açmak gerekirse eskiden polisin önce uyarması, sonra havaya ateş etmesi sonra tekrar uyararak kişiye ateş edebilme hakkı varken artık direkt sizi vurabilecek. Bu polis sizi vurabilir, sonra elinize molotof koyarak suçunu ört bas edebilir ile aynı kapıya çıkıyor diyebiliriz.

7. Polise 24 saatlik gözaltı yetkisi verilecek

Başbakan Davutoğlu’ndan öğrendiğimiz kadarıyla iç güvenlik reformunun önemli yapıtaşlarından bir tanesi de polise 24 saat gözaltı yetkisi verilmesi olacak. Davutoğlu mevcut durumun toplumsal olaylar sırasında güvenlik zafiyeti yarattığını iddia etti. Mevcut durumda hangi düzenlemenin bir güvenlik zafiyeti yarattığını anlamak zor. CMK hükümleri uyarınca kolluk kuvvetleri savcıya veya amirlerine ulaşma durumu olmayan durumlarda zaten yakalama yapabiliyor. Yakalamayı yaptıktan sonra kendilerinden talep edilen ise Cumhuriyet Savcısını derhal bilgilendirmeleri. Gözaltına karar veren makam da savcılık.

Eğer Davutoğlu’nun bahsettiği düzenleme kabul edilirse polise yakaladıklarını savcıya haber vermeden 24 saat alıkoyabilme yetkisi verilecek. TİHV’nin de açıklamasında belirttiği üzere bu adım pratikte gözaltında geçen ilk 24 saatin yargısal denetimin dışına çıkması anlamına gelecektir. Mevcut durumda savcı, yargıç denetimi varken dahi birçok işkence vakası yaşanırken, ilk 24 saati yargısal denetimden kaçırılmış bir gözaltı kurumunda işkence vakalarının artması kesinlikle sürpriz olmayacaktır.

8. Molotof kokteyli ateşli silah sayılacak

Davutoğlu konuşmasında molotof kokteyline özel bir yer ayırdı. Bu konuda hakimlerin takdir hakkını sınırlayacaklarını belirtti. TCK’daki mevcut düzenleme ‘silahı’ tanımlarken özel olarak Molotof kokteyline bir gönderme yapmıyor. Anlaşılan hükümet tanımlar kısmında Molotof kokteyline spesifik bir gönderme yaparak hakimlerin bu konuda takdir hakkını sınırlayacak. Bu değişiklik yine Davutoğlu’nun açıkladığı ‘silahlı olarak gösterilere katılmanın cezasının arttırılacağı’ bilgisi ile beraber okunduğunda, elinde Molotof kokteyli ile bir gösteride yakalananların cezasının önemli oranda artacağı sonucunu çıkarabiliriz.

9. Gösterilerde yüzün maske ile kapatılması suç sayılacak

Açıklamalardan anlaşılan bir diğer konu da toplantı ve gösterilere maske ile katılmanın suç haline getirileceğidir. Bu konuda da Almanya örneğine gönderme yapılmaktadır. Türk-Alman Üniversitesi’nden kamu hukukçusu Berke Özenç’in Bianet sitesinde yayınlanan yazısında da belirtildiği üzere evet Almanya’da böyle bir hüküm vardır. Lakin bu hüküm Alman içtihadında sadece belirli bir amaca yönelik olarak –kimlik gizlenmesi kastı- ve dar yorumlanmaktadır.

Güneş gözlüğü, üstüne bere, üstüne kapüşon takılması bile bu kapsamda değerlendirilmemiştir. Daha da önemlisi başta Alman Anayasa Mahkemesi olmak üzere Alman yargısı toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını aynı seçimlere katılmak gibi temel bir siyasal katılım hakkı olarak görmekte ve bu hakka getirilen sınırlamaları sıkı denetime tabi tutmaktadır.

Türkiye’de ise durum tam tersinedir. Hükümet yürüyüşleri engellemek için tüm bir şehrin ulaşımını durdurmakta dahi bir beis görmemektedir. Benzer şekilde tamamen barışçıl dahi olsa birçok gösteriyi polis dağıtmakta ve bunu yaparken aşırı güç kullanmakta, suimuamele yasağını aşacak oranda zehirli gazlara tevessül etmektedir. Bu durumda asıl kolluk kuvvetlerinin davranışı bir insan hakkı ihlali teşkil ederken, getirilmesi düşünülen uygulama ile sadece kendisini korumak için yüzüne mendil tutanlar, ağızlarına maske takanlar dahi cezalandırılabilecektir. Böyle bir hüküm olsa idi tüm Gezi olayları sırasında nasıl uygulamaya geçirilmeye çalışılmış olacağını tahmin etmek hiç de zor değildir.

10. Sosyal medyaya getirilen sınırlamalar arttırılacak

Başbakan’ın açıklamalarında özel bir yer de sosyal medyaya ayrıldı. Davutoğlu sosyal medyanın şiddet çağrısı için kullanılmasına engel olacaklarını söyledi. Daha yakın tarihte Twitter ve Youtube yasakları ile dünya gündemine gelmiş bir ülkede bu konuda yetkilerin darlığından şikayet etmek akıllarda soru işareti yaratıyor. Tabii ki kimse şiddete çağrıyı onaylamıyor ama neyin şiddete çağrı içerdiği ve bunun sonucunda nelerin yasaklanması gerektiği konusunda ciddi bir tartışmamız bulunuyor.

Başbakan Davutoğlu’nun şu sözleri dikkat çekici: ‘Tabii ilgili şirketler temel kurallara riayet ettiklerinde temel amaç, sadece o tweetlere dönük [şiddet çağırısı içeren tweetler] veya sanal ortamda kullanılan ifadelere dönük tedbirler olacak. Ama yaygın şiddet eylemine dönüşen durum söz konusu olduğunda sanal ortamla da ilgili gerekli tedbirler alınacak.’ Bu açıklamalarda kasıt yaygın şiddet olayları olduğunda tüm sanal ortamları kapatma yetkisi ise ortada büyük bir sorun vardır. Bu tarz bir müdahale başta insan haklarının temel ilkelerinden olan müdahalenin orantılılığı ile örtüşmeyecektir. Bu mantığın uç noktası yaygın gösterileri bahane ederek tüm İnternet bağlantısını kesmeye kadar gidecek bir süreçtir.

 

Kaynak: t24