Uyarlama Filmler ve Tolkien

Yakın zamanda yayınlanan Hobbit filmleriyle alevlenen tartışmalar ile ‘uyarlama film‘ tanımı bir hayli bulanıklaştı. Bunun önemli sebeplerinin başında kaliteyi önemsiz var sayan eleştiriler geliyor. Aslında durum pek de öyle değil. Kaliteli uyarlama yapılabileceğine dair pek çok örnek teşkil eden film mevcut.
300 filmi bu örneklerden birisi ve kendisi bir çizgi romandan uyarlanmıştır. Uyarlamayı yapan ekip çizgi romana o kadar bağlı kalmıştır ki göremediğimiz çizgi romanın sadece birkaç karelik kısmıdır. Konusu çok da derin bir eser değildir(yani bir Müfreze, Çöküş, Gladyatör vs. değildir) ancak yönetmenin dâhice diyebileceğimiz sanatsal çekimleriyle şiirsel bir hâl almıştır. Bu bir fikir miydi yoksa çizgi romanın havasını korumak için çabalarken ortaya böyle bir durum mu çıktı? Bilemeyiz. Bildiğimiz tek bir şey var, film çok izlendi ve beğenildi, üstelik orijinal kaynağına uyumu tartışılmaksızın. Uzun sayılmayacak bir çizgi romanın uyarlamasını yaparken bile, kaynaktan bazı kısımların atılması ise (tahminimizce daha çok sevişme sahnesi için) kabullenebilir düzeydeydi. Bir kitap uyarlamasında daha fazla kesinti yapmanın kaçınılmaz olduğunu buradan anlayabiliriz.

1142481-300
Yeşil Yol isimli filmin aynı adlı eserden uyarlamasından bahsedelim. Kitabın yazıldığı dönemde yazar Stephen King, kitabı bitirdiği bölümler hâlinde yayınladı, yani 6 minik kitap halinde. Filme uyarlamasında izlenen yol ana öykünün korunması, en kısa anlatım yolu (film 3 saat ve yetmiyor doğal olarak), kitabın anlattığı atmosferin kaybolmaması üzerine oldu. Kesilen yerler o kadar başarılı dolduruldu ki kitaptan pek bir farkı kalmadı (tabii ki kitabın anlattığı, daha ayrıntılı ve sizi daha çok ele geçiren bir hikaye, tavsiye ederim). Atılan kısımların tamamı karakterlerin iç sesleri veya John Coffey’in duyduğu sesler. Tabii Stephen King tasviri çok sevdiği için kitabın dörtte biri tasvirden oluşuyor ve filmde o kısımlar çok daha kısa bir şekilde anlatılabiliyor, bu da bir avantaj. Ancak yazarın pek çok kitabı ve kısa hikayesi sinemaya uyarlanmıştır. Pek azı bu kadar başarılıdır. Örneğin Düş Kapanı eseri sinemada kötü uyarlanması bir yana, sonuna eklenen uzaylı dövüşü hikâyenin kalitesine büyük bir darbe indirmiştir. Yani kesilecek kısım, eklenecek sahne, değiştirilen içerik gibi öğeler, küçük detaylar bir başyapıtla çöp arasındaki farkı oluşturuyor(Rüya Avcısı çöp değil elbette).
Yüzüklerin Efendisi üçlemesine ele alalım. Şahsen ben çok eleştirirdim, çünkü ayrıntılarda gözüme batan çok fazla hata vardı. Özellikle savaş sahnelerindeki hatalar yenilir yutulur cinsten değil (duran mızraklara koşarak kendini saplayan elfler!?!). Kitaplara fazla değer verdiğim için de yanlı eleştirdiğim doğrudur. Filmler güzel burası kesin. Elbette ki şahsi zevklerin tamamına muhteşem gelmiyor. Genel olarak kitaplara bağlı kalınmış, diyalogların çoğunluğunda kitapta verilen duygu/düşünce verilmiş. Komik sahneleri (bir kaçı hariç) gayet başarılı ve hikâyeye uydurulmuş. Aksiyona boğulduğumuz ikinci film dâhil hikâye sürükleyici olsun diye film aşırı zorlanmamıştı. Karakterler ve (sanırım bu konuda aksini düşünen hiç yok) orta dünya atmosferi göz yaşartacak kadar başarılıydı. Sonuç olarak kusursuz olmaktan biraz uzak ama başarılı bir uyarlama çıktı ortaya.
Şimdi vereceğim örnek bütün bu tartışmaları alevlendiren Hobbit ile pek çok açıdan aynı durumda. Tek kitaptan üç film çıkarılmış ve zamanına göre çok para harcanmıştı. Bahsettiğimiz örnek Mario Puzo isimli yazarın Baba isimli kitabından uyarlanmış olan aynı isimli film serisi. Bu uyarlamada pek fazla gerçekçilikten veya oyunculuktan bahsedemiyorum çünkü gerek yok, oyuncular belli ve gerçekçiliği yansıtmakta zorlanılacak bir konusu yok. Kitabı aslında iki filmle gayet ayrıntılı bir şekilde aktarmayı başarmışlardı. Peki, üçüncü film niye vardı? Elbette ki aşırı hayranlık uyandıran seriden biraz daha para kazanmak aklımıza geliyor. Bu konu da tartışıldı zamanında tabii ki Hobbit kadar değil. Üstelik içerik olarak birinci filmden farklı bir konu da içermiyordu. Hatta konu tekrar ediyor sadece karakter yer değiştirmişti. Durum böyleyken üçüncü film neden savunuluyordu? Nedeni gayet mantıklıydı öyle ki bu tartışmalar çok uzamadan kesildi. Öncelikle üçüncü filmin “çok gerekli” olmadığını herkes kabul ediyor ancak ikinci filmin sonunda Baba (Godfather) yani patron kimliğinin boş kalmayacağını gösteriliyor. Ama kitap kadar dikkatli ele alınmadığından yazarın anlatmak istediği o “döngü” tam anlaşılmadı diye üçüncü filmde daha özet bir Baba döngüsü anlatılıyor. Yani durumun altı çizilsin, kitabın yazarının ana fikri es geçilmesin ve tabii ki biraz daha para kazanalım diye üçüncü film çıkıyor. Bu yüzden izlerken o kadar da sıkılmıyoruz veya o benzerlikleri bizi rahatsız etmiyor. Üstelik bir kült, bir başyapıt hâlini alıyor.

12140635016_9e1b58d424_o
Gelelim Hobbit filmine. Bir kitaptan üç film yapılacak ve uyarlama diye geçmesine rağmen hikâyenin tamamı değiştirilecek. Bunun üzerine anlatılan karakterlerin kişilikleri değiştirilecek ki bunlardan bazılarını daha önce çekilen üçlemede gördük. Daha da kötü yanları var ama zaten hepsini yazılan yüzlerce eleştiriden okudunuz. Övülen yanları veya savunma argümanları; Hollywood’un para kazanma arzusu filmi bu hâle getirdi, efektleri çok muazzam, eğlenceli, mekânlar bire bir aktarılmış. Şimdi bunlarda “eğlenceli” kısmına bir şey söylenemez, zevk meselesi. Efektleri ve mekânların birebir aktarılması da doğru, bu konuların uzmanları da böyle düşünüyor. Elimizde tartışmasız iyi olan iki unsur var. Sadece bu iki unsur üçer saatlik üç filmi izlenebilir kılamaz, belgeseller de bile daha fazlası var, bu konuda hem fikirizdir. Peki, geri kalan tartışılmaması gereken zevkler ve renkler neden hâlâ tartışılıyor? Yukarda verdiğim örneklerin hiç birinde kitaba uymadığı için yapılmış bir eleştiri yok, hatta Yüzüklerin Efendisi serisinde dahi kitapta olan ve filmde olmayan kısımlar konuşuldu ancak kitaba hiç uymuyor denmedi. Hobbit için ise “kitapla alakası yok” yorumuna verilen cevap “birebir olmasını bekleyemezsin” olunca tartışma uzuyor, çünkü zaten yapılan eleştiri birebir olmadığı için yapılmamış, uyan kısmı yok tamamı benziyor anlamında yapılmış. Bunun gibi yapılan negatif eleştirilere alakasız karşıt argümanlar sunulunca tartışma büyüyor. Filmin bu kadar reklamı kampanyası yapılmamış olsa, Yüzüklerin Efendisi’nin başarısı olmasa bu tartışmalar uzamazdı. Hatta Yüzüklerin Efendisi ile Hobbit’in yayın tarihleri birbirleriyle yer değiştirseydi, ikisi de gişede rezil olurlardı ve olan Yüzüklerin Efendisi’ne olurdu. Kabul edelim ki bir tarafta goblinlerden kaçarken telaşlanan korkan dokuz kişi(bunların beşi bir hayli kudretli) varken, diğer taraftaki goblin mağarasında, goblin yapımı (oraya buraya çarpıp kırılmayan tek ahşap iskelet) ahşap bir köprünün üstünde kayaların arasından düşerken kahkahalar atan grubun aynı etkiyi yakalaması pek mümkün değil. Cüceler korkusuzdur ama bir o kadar da ciddiyet sahibidirler aslında. Bir de worg görünce ağaçlara tırmanmazlar(bunca yazıda tarafsız bakışımı şurada azıcık bozabilirim bence).
Sonuç olarak uyarlama dendiğinde kaynak her neyse sadece benzerlik değil, aynı olan kısımlar olmalı aksi hâlde esinlenmiş olunur. Uyarlamaların ne kadar iyi olup olmadığını bu belirlemez elbette ancak kaynağa sadece benzemekle veya kaynaktan esinlenmekle yetinen filmlerin, kaynağının da ne kadar önemli olduğu bir etken oluyor. Sonuçta J.R.R. Tolkien gibi gerçekten önemli kişilerin eserlerini alıp benzeriyle yetinirseniz, eserin orijinalinin gölgesinden çıkmanız mümkün değildir.

 

Yazar: Bulut Bilican

Written by Alper Bayram

O şimdi asker!

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

+18 | Fransa’da Dün Gerçekleşen Süper Market Operasyonu (Sansürsüz)

Iron Man’in Avengers Filminde Kullandığı Samsung Telefon Tanıtıldı